Follow by Email

21.2.09

Işık Dağı (Özel Gezi)

Işık dağı hiç hesapta olmayan bir geziydi, hatta yol yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Çok üşüdüm çok. Nisan’ın yirmi üçü. Gerçi acı patlıcanı kırağı çalmazmış ama bu kadarda abartmamak lazımmış. Fotoğraf yanıltmasın yerlerde değil sadece yol kenarların da biraz kar vardı, o fotoğraf önceki Nisanın yirmi üçünden kalma. “Ne derdiniz vardı bu havada?” demeyin, işte bu yaşanılır anlatılmaz. Yolumuz yüz-yüz on kilometre kadardı. Soğuk, yol yapmanın heyecanı ile umursamadığımız, görmezden gelmeye çalıştığımız hislerimizdendi. Zirve bin dokuz yüz elli metrede tabi ben o kadarını istesem de çıkamadım. Barış ve Ahmet amaçlarına ulaştılar, Barış hoca için bu zaten çocuk oyuncağı yüzlerce kez tırmanmıştır fakat motorla ilk oldu. Umarım yakın zamanda yeni motoruna kavuşunca farklı zirve yazılarını da onun kaleminden takip ederiz. Biz Kızılcahamam tarafından gittik dağın diğer yanı Çankırı Çerkeş'e doğru uzanıyor.


Eh Lunatik Ahmet hep senin başının altından çıkar zaten böyle işler. Neyse sabah iş yerine uğramam gerekti apar topar çıktım evden lahana gibi giyinemedik anlayacağınız, korumalar her zaman olduğu gibi eksiksiz. Şirketten çıkıyorum öğle üzeri gezinin üç numarası Bilgehan ve Lunatik Ahmet aradı: “motorlara bakım yapacağız gel” dedi. Biz zaten ya yoldayızdır ya tamirle uğraşırız. Barış tam bu anda aranıp düşürüldü tuzağa tarafımdan fakat henüz benimde haberim yoktu olacaklardan. Önce yağ değişimlerini hallettik ardından patladı bomba lunatik: “ben kampa gidiyorum Işık Dağı’na sizde gelin akşama dönersiniz”. Gülsem mi ağlasam mı şaşıp kaldık ne diyeceğiz. Etme eyleme ne kampı bu mevsimde derken kandıramadık adam takmış kafasına gidecek, geceden bitirmiş hazırlıkları toplamış pılı pırtıyı, yazlık bir çadır, lamba, yatak, tas-tabak. Sanırım bu malzeme bir kenarda hep gözünün içine bakıyor gidilim(?) bir yerlere diye, hatta boş zamanlarında sürekli onlarla uğraşıyor. Ben gizliden gizliye biraz tedirginim, yok korkmuyorum, ne korkması ya hem yanımda adıyla sanıyla Dağcı Barış var. Adam her tarafını bilir o ormanların. Bilir bilmesine de içimde yankılanan bir ezgidir domdom kurşunu, orman lafı falan duyunca iyice depreşti… Hiçbir köyüm olmamıştı uzaklarda hani gitmesek de gelmesek de bizim olan türden. Büyük şehirlerin küçük varoşlarında büyüdük maalesef. Tabi ben korktuğumdan değil donacağımı bildiğimden çekindim. Pek bayıla bayıla olmasa da “Ben varım” dedim. Milletin gaza geleceği varmış nereden bilebilirdim. Ahmet Bey yine yırttın yalnız yol almaktan. Acaba ayılar, kurtlar-kuşlar hala kış uykusunda mıdır? Köy yollarında az kovalamadı çoban köpekleri biraz alışığız bu olaylara aslında, övünmek gibi olmasın hızlı yağlarım tabanları…



Barış KOÇAK

Ahmet ÖZCİVELEK

Mehmet Ali KOÇAS

Bilgehan OCALAN


Apar topar başlayan gün yine aynı hızıyla devam etti. Olanca it-kurt ısırığı ve soğuk korkusuna rağmen yol yapma arzusu kazandı, her zaman olduğu gibi. Düştük yollara saat üç sularında. O viraj senin bu viraj benim derken Çerkeş yol ayrımına ulaştık. Başladık tırmanmaya asıl sıkıntı buradan sonra, yağmur yağdı yağacak, havanın kararmasına da çok az kalmış, ufak bir sigara molası verip devam ediyoruz yola, ne demişler yolcu yolunda gerek. Hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar güzel bir yol. Asfalt yeni yapılmış kaymak, virajlar da şımara şımara geldik yamaca.



Hepimizin aklından geçen soru acaba dağın neresine kadar çıkarız? Bizdeki tüm makineler (Cruiser ) yol motoru malum. Arabalar zaten nemli olan toprağı kalın lastik izleriyle tarlaya çevirmiş, paldır küldür çıkıyoruz tepeye doğru, ben bu çamurda bir dursam direk çukurdayım. Hava iyiden iyiye soğuyor fakat kimin umurunda her taraf yemyeşil çam ağaçlarıyla dolu tertemiz bir hava, soğuk ve heyecanımız dinç tutuyor hepimizi. Etraftaki piknik yapan mangal yakanları gördükçe karnımız zil çalmaya başlıyor. Bizimkilerin durmaya hiç niyetleri yok, çıkabildiğimiz kadar çıkacağız anlaşılan. Ben biraz geride kaldım, bir de kaybolma korkusu çıktı başıma asıldım gaza. Allahtan Bilgehan her sapak başında beklemişte kurtardı sağ olsun. Tepeye kadar ben değil ama onlar çıktı ve kamp kurmak için geri döndüler.



Eh gözün aydın Ahmet Efendi. Onlar çadırı mevzilendirirken ki adettir ilk önce çadır kurulur hava iyice kararmadan. Bizde Bilgehan’la kamp ateşini yakıyoruz ki gitmeden biraz ısınalım.Bu Ahmet Bey var ya bir yemek yapar parmaklarını yersin vallaha. Bizi aç aç yollamaya kıyamadı hemen bir şeyler hazırlamaya koyulu verdi. Teğ Amerikalardan getirdiği ocağı ve sefer tasları ile harika ötesi bir yemek yapıp doyurdu bizi.


Kamp ateşini iyice abarttık bu arada bizden sonra donmasın, ayılar kurtlar uzak dursun diye hem de giderayak iyice ısınmış olduk. Barış doğal hayatta yaşam deneyimlerini Ahmet efendiyle, zoraki olarak da Bilgehan ve benimle uzun uzun paylaşırken bende bir yandan Bilgehan’ın usta fotoğrafçılığından ipuçları kopartıyordum.


Ne yazıktır ki yanımızda adam gibi fotoğraf makinemiz yoktu bunu rağmen güzel anılar dondurduk zamanda.

Bazen de hoş olmayan anılarımız, kayıplarımız vardır.

Mesela bir motosiklet grubu geçerken çevrede bazı kişilerarasında yapılan basmakalıp uydurmalar vardır: “Ne guzel alet bunlar ya, amma da havalı. Nasıl gidiyor arkadaş ahlım ermiyor vallaha…” diye lafı açar biri, diğeri “Guzel guzelde, ahıllı adam işi deel bu hastalıh hemşerim. Bizim orda bi dohtor vardı böyle,dağ bayır dolanırdı, torpağı bol olsun komyonun altında kaldı sonunda.” Ve benzeri şekillerde uzar gider. Onlar için hastalık, bizim için aşk. Onlara göre hava atmak için afilli bir şey, delilik, serserilik. Bize göre kışın donduğumuz yazın yandığımız özgürlüğümüz –bunun neresi hava atmaksa- onlar da sanıyor ki kendi hayatımıza kastımız var; kamyon, araba gördüğümüzde dayanamayıp atlıyoruz altına; şarampollerden uçup, bariyerlerde bir yerlerimizi doğrayacak kadar sadistiz. Biz sonumuzu kendimiz hazırlıyoruz, tek suçlu hep motorcular. Nasıl gider, nasıl dururuz görmezden gelindiğimizi de bilmezler. Akıllarının ermemesi boşuna değil. Bırakın trafikte yer edinmeyi, hayatta kalmak için mücadele veriyoruz. Bazılarımız ekmek parası kazanıyor iki tekerlek ile koltukta. Bir evimiz, ailemiz, bedeller ödeyerek kurduğumuz arkadaşlıklarımız var. Bizim için tüm farklılıklarımızın aksine güzel bir dostluğun kurulmasında -ki temel etken bir yolu paylaşmaktır- bu bahaneyi ve ona araç olan motosikletimizi seviyoruz, hatta ona aşığız.




Bu fotoğraftaki de benim aşkım.

Eve dönüş yolu karanlığa kaldı yine güle oynaya Anakara girişinde vedalaştık: Evli evine köylü köyüne…

Bu güzel günü çocuk bayramından gençlik bayramına dönüştürdük.


Yoldaşlarıma sonsuz teşekkürler.




to be continued









4 yorum:

Siminya dedi ki...

Görüntüler harika hayali kurulacak manzaralar. Bana veya başkasına yorum yazmak için cesarete ihtiyacın yok rahat ol ;) havalı olman güzel, sevvdim ben.

malikocas dedi ki...

Beğenilmesi sevindirdi, eski bir kaç gezimi daha eklliycem ilk fırsatta...

kutup zencisi dedi ki...

izli-yorum...

Ahmet Özcivelek-Lunatic dedi ki...

Yakaladım seni. Çarşamba bulsaydım kalk öğleden sonra Batum'a festivale gidiyoruz motorla derdim ama hadi gene ucuz atlattın. Yoldan çıkarmalarıma (ya da yola çıkarmalarıma) bundan sonra da sanal alemde devam edeceğim. Benden kork Mali